sıkıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sıkıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2012 Pazartesi

I know you want me, you know I want you.






Senle konuşmayalı epeyce süre oldu biliyorum;


Ama rüzgarların esmesi senin eserin.
Yıldızlarına bir idrak ihtimali dahi olmadan bakarken;
Krallar ya da basit adamlar olarak yargılanıyoruz.
Küçük dünyamızı bir de biz kırıyoruz.


Bilinmez hedeflere doğru salınmak
Utancımızı giderir mi?
Rüzgar ve tufanî yağmur
Güçlerimizi değiştirebilir mi?


Allah'ım! Bunun ne zaman biteceğini söyleyebilir misin?
Belki de asla, sana kalmış.
Allah'ım! Kaybettiğimizi geri verebilir misin?
Son sığınağımız hep sensin.







Tekrardan yüksek miktarda merhabalar çok sevgili okurlarım. Sizleri özlüyorum. Bunun başka bir açıklaması olamaz.
Zannedersem bugün tatlı bir girizgâh yazamayacağım, dolayısı ile alıntımızı yapalım da, konuya geçelim:


11.06.2010 Cuma 22:27
-Sınav sonrası Hande ile buluştuk. Bize gelip yemek yapacaktık ama bu sefer de benim içimden gelmedi, hava da güzel olunca yürü dedim gidelim Etiler'e. Gittik de. Mango'da indirim varmışkısa bi alışveriş turu ve ardından da yemek faslı yapıp Starbucks'a kaydık ve orada uzun uzun uzun oturduk.




Uzun uzun uzun oturmak. Evet sene oldu 2012, hala ona hitap edebildiğim en mühim özelliğim bu. Gerisi tırı, gerisi vırı. Yok efendim ailem şöyle iyiymiş de, yok bilmem boğaziçiliymişim de.. Alayı hikaye. Onların hiç biri olmasa sıkıntı değildi. Bu özelliğim olduktan sonra.


Sevgili gönül dostlarım, hayatta hiç bir zaman yapamamış olsam da benden size yine de bir naçizane tavsiye. Sizi sevmek için sebep arayan insanla dost, nefret etmek için sebep arayan insanla düşman olmayın. Çünkü o sebepler gelip geçici şeylerdir, yarın öbürgün koşullar ya da dengeler değişince ilişkiniz de değişir.



Şu hayatta gerçek olan tek bir şey var: Atomaltı parçacıkların daha kararlı hale geçme istekleri. Yani işiniz okulunuz aileniz sevgiliniz sevişmeniz sıçmanız yemek yemeniz hırsızlık yapmanız falan hepsi hepsi hepsi bu şerefsiz atomaltı parçacıkların suçu. Beyninizde oluşan bütün düşünceler bu şerefsizlerin daha kalabalık bir grup halinde enzimleri ya da nörotransmitörleri oluşturup, grup halinde daha kararlı hale geçmek istemelerinin bir sonucu. Yani aslında aşkı anlamaya çalışmak ya da kadınları anlamaya çalışmak falan hep yersiz. Eğer bir gün insanoğlu bu atomaltı parçacıkların neden daha kararlı hale geçmek istediklerini anlayabilirse hayata dair her şey çözülecek.

Bu durumda akıllara şu soru geliyor tabii: Atom nedir, atomaltı parçacık nedir? Arkadaşlarım dostlarım, atom dediğin kelime aslında Antik Yunanca'da "bölünemez" demek. Mantık şu: Elimdeki bu üzüm tanesini ikiye bölsem, sonra onlardan birini ikiye bölsem, sonra onlardan......., ve sonra artık öyle bir noktaya gelirim ki artık daha fazla bölemem; maddenin en küçük haline gelirim. İşte ona da atom derim.

Kelime anlamı "bölünemeyen" olan bir şeyin alt parçacıklarının olmasına post-modernizm, bunu blogumda meze yapmaya ise 22. Yüzyıl deniyor.




Bu yazımı okuyacak bi dolu kadın okuyucu var. Nereden baksan bi on onbeş kişi vardır yani :) Arkadaşlar şimdi sizlere soruyorum: Neden böyle yapıyorsunuz lan? Yapmayın lütfen yapmayın. Neden benim gibi erkekleri bayıla bayıla kullanıp sonra işiniz görülünce, depresyondan çıkınca bir kenara atıyorsunuz? Neden bunu yaparken de muhabbeti komple kesmeyip cepte tutuyorsunuz? Ayıp değil mi arkadaşım? Senin biraderine babana yapsalar hoşuna gider mi? Kendi egonuzdaki irin dolu yaraları kapatmak için insan kullanmayın. Bu yaptığınız gerçekten çok ayıp. O kadar ayıp ki, siz bir sebepten tadınız tudunuz kaçıkken barlara gittiğinizde sizi sarhoş halinizde yakalayıp sevişen, sonra da sıvışan adamlar sizin için yeterli bir ceza olmak bir yana, ödüldür adeta.

Kimse size kukunuzu doyurmayın demiyor. Gönlünüzü ferahlatmayın da demiyor. Cüzdanınız bomboş olsun da demiyor. Tehlikeli ya da zor durumlarda yalnız kalın da demiyor.
Ama güzel arkadaşlarım, bakın ulan kadınlar! Bunlar için farklı farklı erkekler bulundurmayın. Yapmayın bunu.




İsteksiz sikişten piç doğar.
Şu dünyada her kim sizin için ne yaparsa yapsın, kıçını da yırtsa, dağları da delse, değil araba  tren bile alsa, değil pırlanta yüzük kaşıkçı elmasını da getirse, değil yakışıklı biscolata^2 de olsa, değil güçlü king kong da olsa, değil zeki zeka olimpiyatları birincisi de olsa, değil seksi rocco siffredi de olsa değil dürüst peygamber ruhlu da olsa; her neyse değil x, y de olsa:
Kimse ile bir sebepten dolayı manevi bir ilişki kurmayın. Kendi keyfiniz istiyorsa kurun, o kadar.

Neye bakacağız öyleyse?
Atomaltı parçacıklarınıza bakacaksınız arkadaşlar. Onlar hep doğruyu söyler. O insanla konuşunca, ona dokununca, onunla vakit geçirince, onunla bir hediye alışverişinde bulununca falan eğer ki atomaltı parçacıklarınız daha kararlı hale geliyorsa, o insan doğru insandır. Evet bazı kimyasal reaksiyonlar zaman ister, uygun koşul ister, katalizör ister, enerji ister, ister de ister. Ama eğer ki o kişi ile bir kere bile atomaltı parçacıklarınızın daha kararlı hale geldiğine emin olduysanız:

Gerisini boşverin. Bak bilimsel konuşuyorum burada. Gerisi detay, gerisi fasa, gerisi fiso. Hepsi halledilir.

Sizleri çok seviyorum. Şimdi bu yazıyı okuduğunuza göre bir bakın bakalım, kimle daha kararlı hale geliyor o pis elektronlar. Bu babanız da olabilir, manitanız da, kankanız da.


Bir de, şu hayatta kimseye başka bir alandan manevi karşılık vermeyin. Üzülen siz olursunuz. Size ne sunuyorsa siz de ona onu sunun. Evladından sevgi saygı görüp ona sadece para sunan ebeveyn, ya da karısına mal mülk sağlayıp da ondan uzun vadeli sözleşmeli bir profesyonel işçi gibi faydalanan koca olmayın. Seviliyorsanız sevin. Saygı duymayın.

Hepinizi çok seviyorum.
Boğaziçi bin Beşyüz



10 Nisan 2012 Salı

Simit Sarayı denince aklına Börekçi'nin yanındaki dumanaltı mekan gelenler..





Nerede hata yaptım; neyi yanlış yaptım bilemiyorum dostlarım. Delik deşik bir kalpte nabız yokluyorum, onunsa evet için bir, hayır için iki kere göz kırpmaya bile takati yok.

Anlatmak istediklerimi biliyor olsam da anlattıklarım hakkında en küçük bir fikrim dahi yok. Bir insan vücudunun içinde kısılıp kalmışım; ve dışarı çıkmam mümkün değil.

Üslûbu öldürdü; omurgayı söktü, elimizde kala kala dikenleri törpülemiş soluk ve çakma bir muhabbet kaldı.

Neyden bahsettiği hakkında en ufak bir fikrim yok. Ağzından kelimeler ancak korku ya da endişe ile çıkıyor.

Yıllar önce yanan ışık onun için de söndü mü bilmiyorum ama, benim için sönmek üzere. İçinde bulunduğumuz zaman, karşılıklı ve farklı konularda yarar üzerine kurtulmuş mutualist ilişkiler dönemi. Bu durum beni zaten yeterince süründürüyor. Ailemin junky çocuğuyum; tüm kırmızı çizgiler, tüm sınırlar, tüm yasaklar yüzüme yapışmış; bir ten bulmuşlar ve beni içine koymuşlar. Allah aşkına, bunu görebilecek başka kimse yok mu?

Ben yalan'ım.

Bunun gelişini görmüştüm.

(Radiohead - Bodysnatchers'a en içten öforik duygularım ile.)

Velhasıl, buyursunlar:


17.06.2010 Perşembe
  • Hande hıyarı beni facebooktan silmiş, ama telefonda kekir kekir konuşmaya devam ediyoruz. Benle kafa kafaya verip sövdüğü sevgilisiyle barıştı herhal. Kendisine "sen insan değilsin, sen orospunun ahlaksızın önde gidenisin" diyen biriyle barışan Hande'ye buradan saygı duyuyorum. Beni sevgilinden gizlemene gerek yok, yalanlarına ortak olurdum söyleseydin.
  • Zaten, benim bir yalanınıza ortak olmamı istiyorsanız, bana söylemeniz yeterli. Hatta bir tek benim için geçerli değil lan bu. Bir insanın yalanınıza ortak olmasını istiyorsanız, yalanınızın ne olduğunu ve işin doğrusunu ona söylemeniz yeterli. Bu yöntemle karşı komşunuzun aileniz evde yokken yediğiniz naneleri gizli tutmasını bile sağlayabilirsiniz.

Facebook mu? Dostlarım evime istediğim saat dönemiyorum, ama bunu facebook listemde dahi ekli olmayan bir insan dediği için yapıyorum. Muhtemelen siz de herkes gibi «e olm bırak gitsin o zaman» diyebilirsiniz; fakat bu da mümkün olmuyor. Bir şekilde tekrar konuşur durumda buluyorum kendimi.



Mesela şöyle düşünün; okulda bir kız öğrenci var, ve bu kız beraber vakit geçirdiği insanlar ile cinsel bir paylaşımda bulunmakta beis görmüyor, bunun karşılığı olarak bir şey beklemiyor. Yani nasıl desem, bu konularda rahat bir insan. Ne olur? Ne olacak, ortamın bütün piçleri abazanları falan bu kızın yanından ayrılmaz, bir şekilde en alakasız insanlar bile muhabbet kurmaya çalışır. Kız da bu durumdan pek de rahatsız olmaz, çünkü isteği dışında gelişen bir olay falan yoktur ortada. Ama bir gün gelir, aynı çevreden olmayan bir başka adam ile iletişimleri kuvvetlenir ve tüm bunlardan bağımsız olarak sevdiği, olumlu duygu ve düşünceler beslediği bu adam bile bir yerden sonra onun bu kaşar muhabbetlerini öğrenince «ehe mehe veriyor olm» tavrına girip kızla duygusal bir paylaşımda bulunmaktan tamamen vazgeçer. Ne de olsa kız beklemiyordur hiç bir şey; «kaşar işte, herkese vermiş bana da versin» modunda takılmak adam için en iyisi olacaktır. İşte o zaman bu kız da bunca yılın üzüntüsünü toptan çeker. Bu adamı hiç de öyle görmemiştir çünkü. Ama bu saatten sonra nereden anlatsın değil mi?

İşte çok sevgili kankalarım yukarıdaki hikayeyi bir de tersten okuyun şimdi. Kız ile oğlan, duygusal ile tensel sözcüklerinin yerlerini değiştirin. Aaa kızlar da bunu yapıyor değil mi?

Evet işte çok sevgili kadın okuyucularım. Ben sizle sadece tensel bir paylaşımda bulunmak isteyip, eğer bunu sağlayabiliyorsam gerisini boşver sadece bu yeter hatta diğerini ben istemiyorum hazır değilim daha yeni sevgilimden ayrıldım çok yorgunum falan dersem ne hissedersiniz? Aynı şeyi siz başka bir alanı sınırlayınca da ben hissediyorum. Ne fark eder ki? Sadece ihtiyaç farklı. Kendinizi daha masum hissetmeyin.

Ya da ne bileyim lan? Ben mi çok duygusal çok feminen ya da romantik junky isyankâr serseri modunda bir insanım, bilemedim dostlar, a dostlar.

Asıl konuya geri dönecek olursam, son zamanlarda mevzu tekrar olumlu yönde gelişmeye başladı. Daha önce de dediğim gibi: Bu kadar acemi ve bu kadar kendini usta sanan insanların hatalar yapması kadar doğal bir şey olamaz. Ve çok sevgili kadın okuyucularım, sözüm sizlere: Hayatınızda bir elin parmakları sayısında insan oldu diye kendinizi olgun falan sanmayın. Erkeklerin skor takıntısı ne kadar boşsa bu da o kadar boş.

Okula gelince, sınavlar falan. Ne diyeyim olm, o konuda bi dolu blog var. He okul çevresinde dönen junk muhabbetleri derseniz; ben en azından şimdilik takılmıyorum. I get a kick out off you diyince bizimki diğer maddeleri rakip belledi. Kadınlar çok acayip lan. Neyi kıskanacakları belli olmuyor.



Hepinizle beraber dev bir joint çevirmek istiyorum.
Boğaziçi Bin Beşyüz 

7 Nisan 2012 Cumartesi

Flörtöz kelimesini hayatta bana sadece bir kişi kulandı.

Tekrardan hoş geldiniz çok sevgili dostlarım, çok dost sevgililerim, ve piç boğaziçililer. Blogumu yeni açan okuyucularım için bunca yıl sonra ilk defa, bir tanıtım yapayım:

Burası yıllardır okulda bulunan, okulun her türlü tayfasını tanıma fırsatı olmuş, ama kendine şu okulda bir tayfa bulamamış kadayıf kıllı kıçlı bir adamın şu hayatta gördüklerini anlatıyor. Belki yıllar sonra bu yıllara ışık tutar falan; ne dersiniz hoş olmaz mı?

Blog'un ilk başından beri bir Hande muhabbeti gidiyordu ara ara. Şimdi de bir yazı dizisine çevirdim olayı, yıllar içinde buraya yazdığım onla ilgili maddeleri alıntılayarak konuyu bir sonuca bağlamak* niyetindeyim. Neden?

Bugüne kadar benim güzel dostlarım, bir dolu insana anlattım burayı. Genellikle aldığım tepki «olm neden öyle düşündün lan çok x sin» şeklinde oldu, ya da kimisi de aptal kelimelere takıldı, buradan benim psikanalizimi yapmaya çalıştı falan. Bunun aksi yönde iki insan davrandı, birine «sen erkek olsan senle kanka olurdum» diğerine «sen kadın olsan senle sevgili olurdum» dedim. (gerçi onlar da burada yazan her şeyin kurgu olduğunu, hayatımın buraya yalnızca malzeme olduğunu hâlâ idrak edemediler ama, en azından sizler gibi yok efendim orada neden kamış dedin de pipet demedin, yok işte çok kabasın çok kırosun falan demediler; harflerin ardındaki ruh halini anlamayı becerdiler; o yüzden de sınıfı geçtiler.)

22.08.2010 Pazar

Hande ile barıştık gibi bir durum var ortada. Yeniden konuşuyoruz. Çok salakça bir şeye trip atmış meğersem zamanında. Dünyanın en dengesiz insanı falan herhalde kendisi. Yine de seviyorum güzel vakit geçirilinebiliniliniyor. Hande'yi biraz da şu yüzden seviyorum: Bugün mezun et okuldan, çok az şeyi değişir hayatında. Boğaziçili Çocuklar oldukları için popüler olan müzik grupları gibi değil.

Her zaman olduğu gibi yine döndük dolaştık aynı durumdayız. Bu haftayı aramız bozuk geçirdik, çünkü yine gayet doğal bir refleks ile, ve buna rağmen son derece usturuplu ve temkinli olarak yaptığım bir hareketi benden vazgeçme sebebi yaptı hanımefendi. Yapsın sıkıntı yok, ben onu yıllardır öyle tanıyorum zaten. Yıllar içerisinde ona söylediklerimi flörtöz boş klişe muhabbetler sanıyordu, günü geldi anladı. Üç sene sonra da bunu anlar.

Güzel vakit geçirebilmek şu hayatta bir insanda aradığım en mühim 10 özellikten biridir. Ve bu gerçekten de tıpkı dokunmak falan gibi ölçülebilir insanî nitelikler ile olmayacak, tamamen elektriksel bir olaydır. (Daha da doğrusu, bunun sebeplerini çözmeye günümüzde uzak olduğumuz için enerji menerji diyip geçiyoruz.) Ama bir insanla Kepler-22b'ye yerleşecek olsam muhtemelen o Hande olurdu; çünkü insan ancak ayda beş basamaklı bir dakika sayısında muhabbet ettiği biri ile 1v1 gezegen hayatı yaşayabilir.

Ayrı gezegene çıkmak.. Çok kozmik, biraz da komik oldu.

Velhasıl güzel dostlarım ve piç boğaziçililer, bu okulda karşıma hiç iyi bir şey çıkmadı galiba. Ama süper insanlar çıktı. Eğer günün birinde «keşke özel üniversiteye gitseydim» demeyecek olursam, o çorbada Hande'nin tuzu büyük olacak.

*İlerleyen yazılarda bu seri devam ediyor olacak. Serinin son yazısı gelince, ya en başa döneceğiz ya da bu konu kapanacak. Bakalım, kısmet. Hayırlısı neyse o olsun; inanın ben de bilmiyorum konuyu nereye bağlamak istediğimi. Bilseydim zamanında bağlardım.



Published with Blogger-droid v2.0.4

3 Nisan 2012 Salı

İnsanları yargılamak için onlardan üstün olmanız lazım.



Disclaimer: Sevgili okuyucularım ve okuyucu sevgililerim; lütfen bu uyarıyı yapmama gerek bırakmayın, blog'un tagline'ına yazdım daha nasıl anlatabilirim ki? Bakın arkadaşlar gerçek hayatta Boğaziçi 1500 diye biri yok. Burada geçen kimse yok. O yüzden gerizekalı sevgililerim, burada beni görüp üzülmeyin, kendinizi görüp sevinmeyin. Olaylar nasıl buraya gayet farklı yansıyorsa tabii ki hisler de farklı yansıyor. Benim buradaki halim sizi sevip de gerçek hayatta sizden soğuyorsam, bu ancak benim hayal dünyama malzeme, junk'ıma meze olmuşsunuz demektir. Buradan bir model olarak yararlanabilirsiniz tabii ki ama, dikkatli olun kurgusal bir karakterden hayatındaki insanı yorumlamak çok da sağlıklı bir zihnin ürünü değil.

Evet değerli arkadaşlar, pek saygın dostlar; bir süre bu Hande muhabbeti sürecek, «aa neden ama ya burası junk bloguydu» falan diye düşünmeyin, benim için aşk zaten neredeyse en ağır madde. Şu hayatta maalesef bir sürü bağımlı insan tanıdım, en umutsuz en kötü durumda olanlar aşk bağılmlılarıydı.

Velhasıl biz nerede kalmıştık falan dahi demeden zarttadanak konuya girelim kafamıza göre:

15.09.2010 Çarşamba

Hande ile sonunda yeniden konuştuk. İyi ki seni ellememişim Hande. Hande, arkasından çok ağır konuştuğu, bana bir gün "dün gece kendisini darladığını" (fazla ayrıntı vermiyorum, hatun okuyucular rahatsız oluyorlarmış) anlattığı manitasıyla barışmış. Herif özürler dilediğinden falan değil. Pırlanta almış adam. Yorumumu sorduğunuda "bir şey demiyorum, sana saygı duyuyorum; çünkü bu konu benim yorum yapabileceğim sınırları aşıyor" dedim.

Dostlarım Hande ile her konu gibi maalesef bu konuda da aynen böyle kalmışız. İşte aşk bu yüzden çok tehlikeli bir olgu. Şu pozisyonda barıştığı için Hande'yi paragöz ya da kaşar ya da ne bileyim kendi geçmişinden korkmak istemiyor, muhtemelen bu barışma sayesinde o gece bir travma olmaktan çıkıyor diye içi acıya acıya da olsa bunu yapıyor falan diye yorumlamıştım. Ama evet, bu son zamanlarımızdan sonra artık çok iyi anlıyorum ve onun için pek de üzülmüyorum. Belki de bu da onun sınavıdır şu hayattaki.

Acı çeken insana bir tekme de ben vuramadım şu hayatta dostlar. Kanlı bıçaklı olduğum insan geldi benden kalacak yer istedi verdim, lisedeyken bizim Nihat'ın bir dönem aşık olduğu kız yıllar sonra benle bir ortamda karşılaşıp o gün tanıştığı arkadaşlarımdan biri ile kaldı. Aradan bir iki hafta geçti kız beni arayıp yardım istedi. «Hamile olabilirim» diye. Biz de (ben ve benden daha junkie olan tek arkadaşım) gel dedik buyur. Kıza yemekler mi yapmadık dışarılarda mı gezdirmedik şimdi yani oraları hiç önemli değil, (hatta o dönem bi kredi kartım vardı, sonra şu hayatta ilk kez «ileride sen çok zengin olursun» lafını kendime söylememe neden olacak pazarlıklar yaptık bankayla) kızın bu durumuyla jerkass sevgilisi ilgilenmemiş olabilir (çirkinliğe bakar mısın yalnız, «git ne şekilde halledeceksen hallet de gel, ben o ortama falan giremem bu olay duyulursa ağzına sıçarım, parası neyse vereyim git aldıracak mısın ne yapacaksan yap» diyor) ailesine bu konuyu açmaya çekinmiş olabilir onun da bir ziyanı yok; bana güvenip de bir tek benden yardım istemiş olabilir ona da eyvallah. Ama bütün bunların sonucunda o insandan biraz olsun saygı bekliyorum dostlarım. Bu tekme vuramama durumu hep hayattan geri kalmama sebep oldu, bir türlü büyüyüp de adam olamadım.  Bir gün bu döngü biter mi bilmiyorum bu insan sevgisi yalanı başıma daha ne işler açacak bilmiyorum. Ben kimseden bir şey beklemediğim gibi her zaman eleştiriye açık bir insan olmaya çalıştım. Benim kimseye yanlışım olmadı mı? Elbette oldu. Hiç mi kötü niyetli düşünmedim? Tabii ki düşündüm. Ama dostlarım, şu insanın tek bir yeri rahat şu hayatta, o da kalbi. Başka hiç bir yerimi hiç bir anlamda doyuramadım, bu yüzden aptal aptal durumlara düştüm, ama gerçekten vicdanım rahat.

Velhasıl arkadaşlar, size bir de nacizane tavsiyede bulunacağım, o da şu: Ruhunuzdaki yaraları kapatmak için madde kullanmayın derler ya hani, onu tam olarak öyle anlamayın. Orada size «mutsuzluktan kaçmak için maddeye başvurmayın» deniyor sadece. Yoksa mutsuz oldunuz egonuz yer ile yeksan oldu diye ne yaparsanız mübah falan değil. Mutsuzluğunuzu gidermek için mutluluğu kovalamanız, arkadaşlarınızla eşinizle dostunuzla acınızı paylaşmanız çok güzel. Ama lütfen bunu başka birini kendinizden daha mutsuz ederek yapmayın. O insan bir şekilde atlatır. Sonradan bulaşmış bir üzüntü kimsede kalıcı olmaz. Ama yaptığınızın faturası ağır olur ve sizin kalbinizden kesilir.

Bugün çok keyifli olamadı idare ediverin..

19 Ekim 2010 Salı

boğaziçi istanbul gibidir. ne kadar gezersen gez, yeterince öğrenemezsin.

Sabah dokuzda dersim var. Gecenin bir yarısı, kafam ne halde belirsiz, bir ortamdan dönmüş haldeyim yine. Pazartesi ortam mı olur demeyin, Etiler'de olunca oluyor.
On bir kişilik kalabalık bir ekip ile şarap içtik. Birimizin doğum günüydü yine. Burada doğum günleri, lisede öğrendiğimizin aksine hiç de cinsel yakınlaşma fırsatları falan içermiyor dostlar. Ama yine de facebook gibi bir şok olma duygusu yaşamak isteyenlere birebir. "Oha, sen de mi tanıyorsun onu, vay anasını" demek hiç bu kadar eğlenceli olmuyordu.



Doğum gününe gitmeden önce Nihat ile buluştuk. Özlemişim götü. Hiç uzatmadan kaçtı. Kendisinden tamamen bağımsız, ama kendisinin yol açtığı bir ayrıntı günümün yaklaşık bir saatini şehvet fırtınalarıyla geçirmeme yol açtı. Bazen oluyor bu. Hiç tahmin etmediğim bir kadın basit bir cümleyi bir söylüyor, nutkum tutuluyor. Tamamen ses tonuyla, beden diliyle, hatta aslına bakarsanız o anki enerji ile alakalı. Tabii bu tür duygular bir yere falan bağlanmıyor. Ama ne oluyor? Bu anlık şimşeklenmeyi yaşadığım insana olan bakış açım bir ömür değişiyor. Gerçi bugünkünde, eski bakış açım geri döndü nihai olarak.



Bugün sizlere hayata dair çıkarımlar falan sunamıyorum. Belki de dandik bir yazı oldu. Kalitesiz bir erkek olduğumu belgelendirmek istedim sadece. Sevgili boğaziçili kızlar: Sizlerle iletişim kurmaya çekinen, bunu istese de beceremeyen oğlanlar, The Big Bang Theory dizisindeki gibi olmuyorlar gerçek hayatta. İstediğiniz nerd şirinliğini size sunabilmem için, kırk fırın wikipedia kusmam lazım.


Bana adam olmayı öğreten okuruma Hazal Ana'dan acılı bir şeyler ısmarlayacağım.
Boğaziçi Bin Beşyüz

15 Eylül 2010 Çarşamba



Dünyanın adaletine inanıyorum. Ancak, insanın başına gelen her kötü şey de, yaptığı bir şeyin sonucu olmayabiliyor. Yani artık adına karma mı dersiniz, dini bir şeyler mi bilemiyorum; ama öyle zannediyorum ki, çeşitli dengesel faktörler zaman kavramından bağımsız çalışıyor. Yani, başınıza gelen şey, daha sonra olacak başka bir şeyi önlemek ya da mümkün kılmak için; bir şeyler öğrenmeniz için; ya da yapacağınız birşeylerin peşin karşılığı olarak gerçekleşmiş olabilir. Ayrıca, sizin kötü sandığınız, belki de aslında gayet iyidir.

Ailevi ilişkilerde bu durumu net bir şekilde görebiliyorum. Yani, babanızın dedenize yaptığı asilikleri siz de aynen ona yapıyorsunuz. Ya da oğlunuz da size yapacak. ("baba olunca anlarsınız") Tabii zaman geçtiği için olayların biçemi de değişiyor ancak, motivasyonlar ve sonuç beklentileri aynı. Ya da bilmiyorum, bana öyle geliyor da olabilir.

İş hayatı ise cinsel hayat gibi bence. Yani nasıl ki bazı erkekler seksi iseler, onlarla aşağı yukarı her kadın sevişmek istiyor ise; bazıları da iş seksisi. Bu bir elektrik meselesi. CV'si çok alakasız da olsa o adam öne çıkıyor, işi o bağlıyor. Çirkin adamların aktiflik düzeylerine şaşırmayı, her türlü patrona her türlü gideri yapabildiğimi görünce bıraktım. Her yaşın ayrı bir güzelliği olduğu gibi, her ortamın da ayrı bir güzel erkeği var belki de. Ya da bilmiyorum, bana öyle geliyor da olabilir.

Kafam tatlı olduğundan yapıverdim şuncacık gereksiz hayat çıkarımlarını. Tırovıroyu kesip mevzulara giriyorum dostlar, a dostlar, kadim dostlar:



  • Hande ile sonunda yeniden konuştuk. İyi ki seni ellememişim Hande. Hande, arkasından çok ağır konuştuğu, bana bir gün "dün gece kendisini darladığını" (fazla ayrıntı vermiyorum, hatun okuyucular rahatsız oluyorlarmış) anlattığı manitasıyla barışmış. Herif özürler dilediğinden falan değil. Pırlanta almış adam. Yorumumu sorduğunuda "bir şey demiyorum, sana saygı duyuyorum; çünkü bu konu benim yorum yapabileceğim sınırları aşıyor" dedim.
  • Çok yakın, ama çok çok yakın bir arkadaşımın doğum günü vardı geçen hafta. Tüm tayfa oradaydı neredeyse. Hisarüstü komşuları ile iyicene kaynaşmak güzel oldu doğrusu. Tabii ki eve yalnız döndüm.
  • Liseden üniversiteye yeni giren bir arkadaşımla da onun bir gün öncesinde Taksim'de buluştuk. Spontan gelişmiş olması beni çok heyecanlandıran o akşamın sonunda da tabii ki eve yalnız döndüm.
  • Eve yalnız dönmek istemiyorum.
  • Merve olayı da zannedersem yalan oldu. Mevzuya ucunun da ucundan girecek oldum minicik bir örnekle; kız anladığı anda inanılmaz kötü tepkiler verip resmen sıfıra yakın bir noktaya çekti muhabbeti. İngilizce bilmeyen bir sevgili edinip evin yerlerini süpürttürme hayallerim inatla yıkılmamakla birlikte, artık gerçekten çok daha uzaklar.
  • Düzenli yazsam çok yazılacak şey var.
  • Basçı kız'ın üçlü tayfa güçlü tayfa kurmuş olması beni benden aldı. Benim aksime bazı erkekler gerçekten çok badass.
  • Bodrum'a gittim arada tatile, P&G'nin oğlu ile alkol plus takıldık tüm tatil. İnanılmaz eğlenceli bir tatildi. Network İK ile değil, bu şekilde kurulur ağalar beyler.
  • Son günlerde çok iş teklifi alıyorum, ama elimdeki işleri bitirmekten de gittikçe uzaklaşıyorum. Birinin benim bağladığım işleri yapması lazım gerçek hayatta.
  • Böyle kısa kısa maddeler yazmayı sevmedim, ama bu seferlik böyle oldu kızmayın. Ha, belki siz beğenmiş olabilirsiniz; gerçekten çok rica ediyorum etkileşimi eksik etmeyin.

Okuduğunuzu biliyorum ibneler.
Boğaziçi Bin Beşyüz

8 Temmuz 2010 Perşembe

Blogumda turbolar, başımda kara belalar.





Uzun süredir yazamıyorum, başımda sıkıntılar var.
Boğaziçinin ortamlarına takılmaktan çok uzağım.
Mevzular geçecek gibi, ama belli olmaz bu işler.
Hepinizi seviyorum, gerçek kimliğim de Nejat İşler.