19 Ekim 2010 Salı

boğaziçi istanbul gibidir. ne kadar gezersen gez, yeterince öğrenemezsin.

Sabah dokuzda dersim var. Gecenin bir yarısı, kafam ne halde belirsiz, bir ortamdan dönmüş haldeyim yine. Pazartesi ortam mı olur demeyin, Etiler'de olunca oluyor.
On bir kişilik kalabalık bir ekip ile şarap içtik. Birimizin doğum günüydü yine. Burada doğum günleri, lisede öğrendiğimizin aksine hiç de cinsel yakınlaşma fırsatları falan içermiyor dostlar. Ama yine de facebook gibi bir şok olma duygusu yaşamak isteyenlere birebir. "Oha, sen de mi tanıyorsun onu, vay anasını" demek hiç bu kadar eğlenceli olmuyordu.



Doğum gününe gitmeden önce Nihat ile buluştuk. Özlemişim götü. Hiç uzatmadan kaçtı. Kendisinden tamamen bağımsız, ama kendisinin yol açtığı bir ayrıntı günümün yaklaşık bir saatini şehvet fırtınalarıyla geçirmeme yol açtı. Bazen oluyor bu. Hiç tahmin etmediğim bir kadın basit bir cümleyi bir söylüyor, nutkum tutuluyor. Tamamen ses tonuyla, beden diliyle, hatta aslına bakarsanız o anki enerji ile alakalı. Tabii bu tür duygular bir yere falan bağlanmıyor. Ama ne oluyor? Bu anlık şimşeklenmeyi yaşadığım insana olan bakış açım bir ömür değişiyor. Gerçi bugünkünde, eski bakış açım geri döndü nihai olarak.



Bugün sizlere hayata dair çıkarımlar falan sunamıyorum. Belki de dandik bir yazı oldu. Kalitesiz bir erkek olduğumu belgelendirmek istedim sadece. Sevgili boğaziçili kızlar: Sizlerle iletişim kurmaya çekinen, bunu istese de beceremeyen oğlanlar, The Big Bang Theory dizisindeki gibi olmuyorlar gerçek hayatta. İstediğiniz nerd şirinliğini size sunabilmem için, kırk fırın wikipedia kusmam lazım.


Bana adam olmayı öğreten okuruma Hazal Ana'dan acılı bir şeyler ısmarlayacağım.
Boğaziçi Bin Beşyüz

3 yorum:

  1. benim bildiğim biraz daha ileriye taşındı sadece? tabii, eski havasını çoktan kaybettiği doğru. simit sarayı ile beraber çöküşünü yazsam, 2007 girişli olduğum açığa çıkacak.
    zamanında kılıçoğlunda sigara satılırdı..

    YanıtlaSil