23 Nisan 2012 Pazartesi

I know you want me, you know I want you.






Senle konuşmayalı epeyce süre oldu biliyorum;


Ama rüzgarların esmesi senin eserin.
Yıldızlarına bir idrak ihtimali dahi olmadan bakarken;
Krallar ya da basit adamlar olarak yargılanıyoruz.
Küçük dünyamızı bir de biz kırıyoruz.


Bilinmez hedeflere doğru salınmak
Utancımızı giderir mi?
Rüzgar ve tufanî yağmur
Güçlerimizi değiştirebilir mi?


Allah'ım! Bunun ne zaman biteceğini söyleyebilir misin?
Belki de asla, sana kalmış.
Allah'ım! Kaybettiğimizi geri verebilir misin?
Son sığınağımız hep sensin.







Tekrardan yüksek miktarda merhabalar çok sevgili okurlarım. Sizleri özlüyorum. Bunun başka bir açıklaması olamaz.
Zannedersem bugün tatlı bir girizgâh yazamayacağım, dolayısı ile alıntımızı yapalım da, konuya geçelim:


11.06.2010 Cuma 22:27
-Sınav sonrası Hande ile buluştuk. Bize gelip yemek yapacaktık ama bu sefer de benim içimden gelmedi, hava da güzel olunca yürü dedim gidelim Etiler'e. Gittik de. Mango'da indirim varmışkısa bi alışveriş turu ve ardından da yemek faslı yapıp Starbucks'a kaydık ve orada uzun uzun uzun oturduk.




Uzun uzun uzun oturmak. Evet sene oldu 2012, hala ona hitap edebildiğim en mühim özelliğim bu. Gerisi tırı, gerisi vırı. Yok efendim ailem şöyle iyiymiş de, yok bilmem boğaziçiliymişim de.. Alayı hikaye. Onların hiç biri olmasa sıkıntı değildi. Bu özelliğim olduktan sonra.


Sevgili gönül dostlarım, hayatta hiç bir zaman yapamamış olsam da benden size yine de bir naçizane tavsiye. Sizi sevmek için sebep arayan insanla dost, nefret etmek için sebep arayan insanla düşman olmayın. Çünkü o sebepler gelip geçici şeylerdir, yarın öbürgün koşullar ya da dengeler değişince ilişkiniz de değişir.



Şu hayatta gerçek olan tek bir şey var: Atomaltı parçacıkların daha kararlı hale geçme istekleri. Yani işiniz okulunuz aileniz sevgiliniz sevişmeniz sıçmanız yemek yemeniz hırsızlık yapmanız falan hepsi hepsi hepsi bu şerefsiz atomaltı parçacıkların suçu. Beyninizde oluşan bütün düşünceler bu şerefsizlerin daha kalabalık bir grup halinde enzimleri ya da nörotransmitörleri oluşturup, grup halinde daha kararlı hale geçmek istemelerinin bir sonucu. Yani aslında aşkı anlamaya çalışmak ya da kadınları anlamaya çalışmak falan hep yersiz. Eğer bir gün insanoğlu bu atomaltı parçacıkların neden daha kararlı hale geçmek istediklerini anlayabilirse hayata dair her şey çözülecek.

Bu durumda akıllara şu soru geliyor tabii: Atom nedir, atomaltı parçacık nedir? Arkadaşlarım dostlarım, atom dediğin kelime aslında Antik Yunanca'da "bölünemez" demek. Mantık şu: Elimdeki bu üzüm tanesini ikiye bölsem, sonra onlardan birini ikiye bölsem, sonra onlardan......., ve sonra artık öyle bir noktaya gelirim ki artık daha fazla bölemem; maddenin en küçük haline gelirim. İşte ona da atom derim.

Kelime anlamı "bölünemeyen" olan bir şeyin alt parçacıklarının olmasına post-modernizm, bunu blogumda meze yapmaya ise 22. Yüzyıl deniyor.




Bu yazımı okuyacak bi dolu kadın okuyucu var. Nereden baksan bi on onbeş kişi vardır yani :) Arkadaşlar şimdi sizlere soruyorum: Neden böyle yapıyorsunuz lan? Yapmayın lütfen yapmayın. Neden benim gibi erkekleri bayıla bayıla kullanıp sonra işiniz görülünce, depresyondan çıkınca bir kenara atıyorsunuz? Neden bunu yaparken de muhabbeti komple kesmeyip cepte tutuyorsunuz? Ayıp değil mi arkadaşım? Senin biraderine babana yapsalar hoşuna gider mi? Kendi egonuzdaki irin dolu yaraları kapatmak için insan kullanmayın. Bu yaptığınız gerçekten çok ayıp. O kadar ayıp ki, siz bir sebepten tadınız tudunuz kaçıkken barlara gittiğinizde sizi sarhoş halinizde yakalayıp sevişen, sonra da sıvışan adamlar sizin için yeterli bir ceza olmak bir yana, ödüldür adeta.

Kimse size kukunuzu doyurmayın demiyor. Gönlünüzü ferahlatmayın da demiyor. Cüzdanınız bomboş olsun da demiyor. Tehlikeli ya da zor durumlarda yalnız kalın da demiyor.
Ama güzel arkadaşlarım, bakın ulan kadınlar! Bunlar için farklı farklı erkekler bulundurmayın. Yapmayın bunu.




İsteksiz sikişten piç doğar.
Şu dünyada her kim sizin için ne yaparsa yapsın, kıçını da yırtsa, dağları da delse, değil araba  tren bile alsa, değil pırlanta yüzük kaşıkçı elmasını da getirse, değil yakışıklı biscolata^2 de olsa, değil güçlü king kong da olsa, değil zeki zeka olimpiyatları birincisi de olsa, değil seksi rocco siffredi de olsa değil dürüst peygamber ruhlu da olsa; her neyse değil x, y de olsa:
Kimse ile bir sebepten dolayı manevi bir ilişki kurmayın. Kendi keyfiniz istiyorsa kurun, o kadar.

Neye bakacağız öyleyse?
Atomaltı parçacıklarınıza bakacaksınız arkadaşlar. Onlar hep doğruyu söyler. O insanla konuşunca, ona dokununca, onunla vakit geçirince, onunla bir hediye alışverişinde bulununca falan eğer ki atomaltı parçacıklarınız daha kararlı hale geliyorsa, o insan doğru insandır. Evet bazı kimyasal reaksiyonlar zaman ister, uygun koşul ister, katalizör ister, enerji ister, ister de ister. Ama eğer ki o kişi ile bir kere bile atomaltı parçacıklarınızın daha kararlı hale geldiğine emin olduysanız:

Gerisini boşverin. Bak bilimsel konuşuyorum burada. Gerisi detay, gerisi fasa, gerisi fiso. Hepsi halledilir.

Sizleri çok seviyorum. Şimdi bu yazıyı okuduğunuza göre bir bakın bakalım, kimle daha kararlı hale geliyor o pis elektronlar. Bu babanız da olabilir, manitanız da, kankanız da.


Bir de, şu hayatta kimseye başka bir alandan manevi karşılık vermeyin. Üzülen siz olursunuz. Size ne sunuyorsa siz de ona onu sunun. Evladından sevgi saygı görüp ona sadece para sunan ebeveyn, ya da karısına mal mülk sağlayıp da ondan uzun vadeli sözleşmeli bir profesyonel işçi gibi faydalanan koca olmayın. Seviliyorsanız sevin. Saygı duymayın.

Hepinizi çok seviyorum.
Boğaziçi bin Beşyüz



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder