2 Kasım 2010 Salı

Boğaziçi'nde eski arkadaşlar, eski arkadaşlıkları ile varolmazlar.



Uzun bir ara verdim yine galiba, hepinize merhabalar.
Aslında bloga yazmayı daha çok istiyorum, ama benim de başımda sıkıntılar dertler falan var. Bazen öyle oluyor ki, hayatımı boşa harcadığımın tam olarak farkına varıp, her şeyden vazgeçesim geliyor. Büyük hırsların insanıyım aslında, ancak büyük çalışmaların insanı değilim. Daha önce de bahsetmiştim, birilerinin gerçek hayatta, benim bağladığım işleri yapması lazım. Size istediğiniz işi bağlayabilirim.

Patronlara yaptığım kendine güven dolu tavrın onda birini kızlara yapabilseydim, bugün her şey çok daha farklı olabilirdi. İş yapmak, karşı cinsle ilişki kurmak gibi komplike ve anlaşılması zor bir süreçtir. Mesela tıpkı işsizlerin ya da fakirlerin, patronların hayatını çok daha kolay ve zevkli sandığı gibi, sevgilisi olmayanlar ya da benim gibi başarısız erkekler de behlüllerin hayatını mutlu sanırlar. Bunun bir yanılsama olduğunun bilincindeyim, ama yetmiyor.

Ev arkadaşlığı ise ikisinin birleşimi gibi adeta. Çünkü işin içinde hem ekonomi, yönetim gibi durumlar hem de duygular var. Ev arkadaşlarınıza kırıldığınız zaman dünyadan zevk almak güçleşiyor. Bilinçaltım aynı evde yaşadığım kişileri ailem gibi görmeye alışık. Bunu geçen yıl acilen çıktığım ev arkadaşım Ceyda ile fark etmiştim. İlk defa karşı cinsten biriyle, üstelik başka biri olmadan evde kaldığımda, fark ettim ki, bir hafta içerisinde bilinçaltım onu ailemden biri gibi görmeye başlamıştı. Bu sınavı hepinize tavsiye etmiyorum, ancak hazırlık senesi bittiğinde aldığım ilk beraber eve çıkma teklifinin yakın bir arkadaşımın peşinden koştuğu kız tarafından gelmesi (üslubunu da hesaba katarak) de aynen böyle "olley ben godoş değilmişim" dedirtmişti bana. Tabii godoşluğu erdem edinmek de mümkün. Üstelik -belki de beklediğinizin aksine- öylelerine saygı duyuyorum. Onlara daha sonra geleceğim.



Olaylar kısmında madde madde değineceğim ev arkadaşları muhabbetini şimdilik bir kenara bırakıyorum. Geçen hafta ciddi ciddi, hayatımın son gününde olabileceğimi hissettim. Yani zaten bu hepimiz için geçerli bir ihtimal, ama bu yönde çeşitli olaylar da olduğundan, gerçekten son günümmüşçesine bir gün geçirdim. Aslında pek iyi bir tecrübe gibi gelmiyor kulağa ama, bunu birkaç kez daha yaşarsam, hayatın değerini bilmek şeklinde bir zihniyete çevirmem mümkün. Çok rica ediyorum, kendinize bir sorun: Bugün dünyadaki son gününüz olsa ne yapardınız? Yalnız, klasik cevaplar yok ailemi ararım vs. şeklinde. Şöyle düşünün soruyu: Yarın marsa gideceksiniz, nasa'nın özel bir görevi için. Ölmüyorsunuz yani. Ancak görev gizli olduğundan kimseye de söyleyemiyorsunuz. Ne yapardınız? Cevaplarınızı sabırsızlıkla bekliyorum.

Okulda kendime bir kulüp buldum bu arada, ama bir türlü gitmek bilmiyorum. Resmen hayattan geri kalıyorum dostlarım. Bu vesileyle de inceden maddelere kaçalım bakalım:


  • Son bir iki hafta sonudur, hafta sonuna erken başlayıp geç bitirmeli şekilde takılıyorum. Takılmam yetmezmiş gibi, bir de bir yandan da işlere falan gidip çalışıyorum. Bu madde gösteriyor ki aslında bir yandan hayatı yakalıyorum.
  • Dersler yine tepetaklak gidiyor, ama yine de inatla azimliyim bu dönem için.
  • Ev arkadaşlarımın arkadaşlarıyla Hisarüstü'nün arka sokaklarında farklı yerlere uğradık. Başka takılanları tanıdım. Normalde hiç huyum değildir ama, onlarla direkt ilişkiler bile kurdum. Buna mecbur kaldım aslında bir yandan, çünkü öbür türlüsünden rahatsız olmuş bulundum bir kere. Bunda rahatsız edici kişiliğimin de payı olabilir.
  • Benle vakit geçirmek, ilk başta eğlenceli olsa da uzun vadede yorucu bir şey. Ben birileriyle vakit geçirdiğimde, benden yorulmasalar bile, kendimden yoruluyorum.
  • Yeni insanlar katamadım bu haftalarda pek, ancak olanlarla idare ediverdik işte.
  • Madde madde yazılacak çok şey var aslında da, baydım. Lütfen araları bu kadar uzatmamam için bir şeyler yapın.


Hisarüstü'nde hayat, soğuk ve nemli. İçimizi ısıtmak için salak saçma işler yapıyoruz. Bana aklını verecek birine ihtiyacım ise had safhada. Aklına güvenen gelsin.
Çok yakında: Opera
Her an: Sosyal savaşlar, post apokaliptik egolar.


1 yorum:

  1. olm bir şey diyeyim mi. gözlerim doldu. çok ciddiyim abi.

    YanıtlaSil